14 Nisan’ı bir kez daha geride bıraktık. Birilerine göre Sendikal mücadelenin en kritik eşiklerinden biri olan bu tarih, ne yazık ki yine sahada görünmeyenlerin bir anda ortaya çıktığı, üyeyi yılda bir kez hatırlayanların kendini gösterdiği günler olarak kayıtlara geçti.Her yıl olduğu gibi bu yıl da aynı tabloyla karşılaştık. Yıl boyunca sahada olmayan, çalışanın derdiyle dertlenmeyen, emeğin yanında durmayanların; 15 Mayıs’a giden süreçte üyeyi hatırladığına şahit olduk. Üyeliği bir gönül bağı değil, bir sayıdan ibaret görenler; tehdidi, baskıyı, yer değişikliğini bir yöntem olarak benimseyenler, 14 Nisan sürecinde bir kez daha yüzlerini açıkça gösterdiler.Oysa sendikacılık; yalnızca yetki zamanı hatırlanan bir kavram değil, yılın her günü sahada olmayı, çalışanın yanında durmayı, hakkı ve hukuku savunmayı gerektirir. Evrak kayıtlarının takip edildiği, dilekçelerin baskı altında alındığı, üyeliklerin bir rekabet aracı gibi görüldüğü bu günler; aslında kimin nerede durduğunu açıkça ortaya koymaktadır.Ancak biz biliyoruz ki; bu mücadele yalnızca sayılarla değil, inançla, duruşla ve samimiyetle kazanılır. Yetkiyi baskıyla alabileceğini düşünenler, belki kısa vadede sonuç aldıklarını zannedebilir. Ama uzun vadede kazanan her zaman emeğin yanında duran, ilkelerinden taviz vermeyen, üyeyi yalnız bırakmayan anlayış olacaktır.Bu vesileyle; tüm baskılara rağmen boyun eğmeyen, dik duruş sergileyen, doğru bildiğinden şaşmayan kıymetli çalışanlarımıza ve üyelerimize gönülden teşekkür ediyorum. Aynı şekilde, bu süreçte her türlü zorluğa rağmen sahada olan, mücadeleden vazgeçmeyen, teşkilat ruhunu en güçlü şekilde ortaya koyan tüm yol arkadaşlarımıza da şükranlarımı sunuyorum.Çünkü biz biliyoruz:Bu yol, inananlarla yürünür.Bu mücadele, yüreğini ortaya koyanlarla kazanılır.Ve biz, birlikte oldukça daha güçlüyüz.


